|
Bediüzzaman Said Nursi, hicri13. asrın Müceddidi (insanları dinin özüne yönlendiren görevlendirilmiş alim) olarak, İslama yaptığı hizmet ve Müslümanlara gösterdiği ışık, bir güneş gibi parlak, nurlu ve geleceği de aydınlatan özelliktedir. Eserlerindeki hikmetli üslup ve anlatım çarpıcılığı ile yaratılış hakikatlerinin, akıllara ve vicdanlara yerleşmesine vesile olmuştur. Yüce Kuranın tefsirini ve Resulullah (sav)ın ahlakının örneğini Müslümanlara aktaran büyük bir alim olarak, hayatı boyunca pek çok sıkıntıya göğüs germiş, çileli ve mücadelelerle dolu yaşamı onu daha da derinleştirmiş, tefekkürleri, Müslümanların Allaha olan derin sevgi ve yakınlıklarının daha da artmasına vesile olmuştur.
Bediüzzaman Said Nursi, 20. yüzyılda yetişmiş en büyük İslam alimlerinden biridir. Hayatı boyunca İslam ahlakını savunmuş, materyalist felsefeye, din ve mukaddesat aleyhtarı insanlara karşı büyük bir mücadele vermiştir. 6000 sayfalık dev eseri Risale-i Nur, hem çok derin bir Kuran tefsiri, hem de materyalist felsefeyi çürüten ve iman hakikatlerini en iyi şekilde ortaya koyan çok önemli bir eserdir. Bediüzzaman Said Nursi, mütevazı üslubuyla ahiret, kader, iman gibi birçok konuyu o güne kadar hiç açıklanmamış bir şekilde anlatmıştır.
Bediüzzaman Said Nursi, İslam ahlakına karşı dünya çapında büyük saldırıların boy gösterdiği 20. yüzyılda, materyalizmin karşısında İslam tarihinin en büyük mücadelelerinden birini vermiş ve milyonlarca insanın imanının kurtarılmasına vesile olmuştur.
Allahın Kuranda bildirdiği mümin karakterinin en güzel örneklerini üzerinde taşıyan bu mübarek insan, keskin zekası ve aklı, kendisine en büyük zulümleri yapanlara bile gösterdiği tavrı, alabildiğine merhamet ve sevgi dolu üslubuyla müminlerin kalplerinde sarsılmaz bir yere sahip olmuştur.
ZORLUKLARLA DOLU BİR YAŞAM
Kuranda bildirilen peygamberlerin ve geçmişte yaşamış olan salih müminlerin hayatlarına baktığımızda hep zorlu bir mücadele, sürekli yurtlarından ve evlerinden sürülme veya ölüm tehdidi, iftiralar, suçlamalar ve alayla karşılaşırız. Çünkü onlar Allahın emrine uymuşlar ve sadece din ahlakını yaşamış ve imkanlarının ulaşabildiği en son noktaya kadar insanlara dini ve güzel ahlakı anlatmışlardır. Bu samimi ve ciddi çabalarının sonucunda ise birçok insanın imanına vesile oldukları gibi, daha çoklarının da düşmanlığını kazanmışlar ve dönem dönem zorluklarla dolu bir hayat yaşamışlardır. İnsanları Kuran ahlakına, hak dine davet etmek için fikri bir mücadele veren Bediüzzaman Said Nursinin karşısına çeşitli engeller çıkmıştır. Bu engellerin en büyüklerinden biri ise materyalist felsefeyi ve din düşmanlığını kendisine temel prensip olarak kabul eden bazı çevreler olmuştur. Bediüzzamanın, Allahın varlığını, milli ve manevi değerlerin önemini anlatan çalışmalarından rahatsız olan bu çevreler, ellerinde bulunan bazı basın organlarını da kullanarak, Bediüzzamana karşı en olmadık iftiralar atmışlardır.
|
Bediüzzaman Said Nursi, İslam ahlakına karşı dünya çapında büyük saldırıların boy gösterdiği 20. yüzyılda, materyalizmin karşısında İslam tarihinin en büyük mücadelelerinden birini vermiş ve milyonlarca insanın imanının kurtarılmasına vesile olmuştur. |
Dünyadan hiçbir beklentisi olmayan, hiçbir malı mülkü bulunmayan, kendi deyimiyle kendisini beğenmemeyi kendisine meslek edinen ve son derece mütevazı bir hayat yaşayan Bediüzzamana menfaat sağlamak, liderlik hırsını tatmin etmek gibi asılsız, mantıksız, manasız iftiralar atılmış olmasının tek amacı, bu iftiralarla Bediüzzamanı etkisiz ve sözü dinlenmez hale getirmeye çalışmaktır.
Bediüzzamanın kendisine atılan iftiralara ve aleyhinde kurulan düzenlere karşı tutumu da, Kuranda bildirilen peygamberlerin ve salih müminlerin ahlakı ile benzer olmuştur. Bu iftiralara karşı son derece sabırlı ve mütevekkil bir tavır göstermiş, çevresindekilere ise şevki, neşesi, kararlılığı ve imanı ile her zaman güzel bir örnek teşkil etmiştir.
Talebeleri, Bediüzzamanın Kuran ahlakını tebliğ konusundaki bu şevk, kararlılık ve fedakarlığını Son Şahitler adlı eserde şöyle dile getirmişlerdir:
"Barlaya vardığımızda yorgunluk, hastalık dinlemezdi. Hiçbir zaman Üstadımızı boş dururken görmedik. (Necmettin Şahiner, Son Şahitler Bediüzzaman Said Nursiyi Anlatıyor, Yeni Asya Yayınları, Nesil Matbaacılık A.Ş., İstanbul 1994, cilt 3, sf.54) Biz Üstadımızın yanında kaldığımız uzun seneler boş oturduğunu görmedik. Ya okur, ya tashih eder, veyahut okutur, dinlerdi. (A.g.e, sf.73) Kardeşim, sizi tebrik ederim. Bizler Üstadın sayesinde müellif (yazar, kitabı tertipleyen kimseler) olduk. Bizler korkumuzdan ne eser yazabiliyorduk ve ne de kimseye anlatabiliyorduk... Fakat onun ihlası, onun şefkati, onun merhameti, onun tevazuu, onun şecaati (yiğitlik, cesurluk) ve kahramanlığı herşeye galip geldi. (A.g.e, sf.104)
BEDİÜZZAMAN GELECEĞE YÖNELİK HABER VE MÜJDELER VERMİŞTİR
Bediüzzamanın yazdığı eserlerde geleceğe dair pek çok olayın işareti bulunmaktadır. Said Nursinin ileriye yönelik tahminleri, Allahın olacak birçok olayı kendisine ilham etmesiyle mucizevi şekilde gerçekleşmiştir. Neredeyse yarım asır önce yaşamış olmasına rağmen Bediüzzamanın günümüze bakan ve gerçekleşeceğini ümit ettiğini bildirdiği birçok olay vardır. Eserlerinde, dünya üzerinde yaşanacak olan siyasi gelişmeler, İslam aleminin geleceği ve çeşitli ülkelerin karşı karşıya kalacakları bazı durumlarla ilgili önemli detaylar vermiştir. Örneğin 1971 yılında meydana gelen sosyal olayları yirmi yıl öncesinden haber vermiş ve söyledikleri eksiksizce gerçekleşmiştir (Şualar, sf 260).
|
Bediüzzamanın yazdığı eserlerde geleceğe dair pek çok olayın işareti bulunmaktadır. Said Nursinin ileriye yönelik tahminleri, Allahın olacak birçok olayı kendisine ilham etmesiyle mucizevi şekilde gerçekleşmiştir. |
Bediüzzamanın ileriye yönelik olarak verdiği haberlerden bir diğeri ise, kendi zamanından neredeyse 80 sene sonra vuku bulan komünizmin yıkılması olayıdır. Said Nursi yıllar önce kimsenin hayal bile edemeyeceği bu olayı bir Rus askerine açıklamıştır (Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Sait Nursi, s.144, Nesil Yayınevi). Bediüzzaman ayrıca ileride bir Avrupa Birliğinin oluşacağını da yine önceden haber vermiştir. (Emirdağ Lahikası, sf. 499) (Münazarat, sf. 107)
İslam dünyasının durumu ve geleceğine dair konuşma yaptığı 1909 yılındaki ünlü Şam Hutbesinde ise Bediüzzaman, 1981, 1991 ve 2001 yıllarında meydana gelecek olan önemli olaylara işaret etmiş ve bu büyük olaylar da aynı Bediüzzamanın söylediği şekilde vuku bulmuştur:
Ta 1371 senesinden sonraki alem-i İslamın (İslam aleminin) mukadderatına (geleceğine) nazar eden (bakan) Hutbe-i Şamiyedeki hakikatler... Evet şimdi olmasa da 30-40 sene sonra fen ve hakiki marifetin (gerçek ilmin) ve medeniyetin mehasini (nimetlerini) o dokuz düşman taifesinin (toplululuğun) cephesine göndermiş, inşaAllah yarım asır sonra onları darmadağın edecek. (Hutbe-i Şamiye, 25)
30- 40 YIL SONRA Bediüzzaman, Mehdinin inkarcı felsefe ile mücadeleye başlaması zamanı olarak; Hicri 1401-1411 = Miladi 1981 -1991 yıllarına ve YARIM ASIR SONRA: Mehdinin inkarcı felsefeyi, fikren darmadağın edeceği tarih olarak da; Hicri1421 = miladi 2001e dikkat çekmiştir.
Yetmiş birde fecr-i sadık başladı veya başlayacak. Eğer bu, fecr-i kazib de olsa, otuz-kırk sene sonra fecr-i sadık çıkacak. (Hutbe-i Şamiye, 23)
Fecir: Tan yerinin ağarması, güneş doğmadan önceki kızıllık, sabah vakti
Fecr-i Kazib: Sabaha karşı ufukta yayılmaya başlayan birinci kızıllık.
Fecr-i Sadık: Fecr-i Kazibten sonra yayılmaya başlayan ikinci aydınlanma
Bediüzzaman bu izahında da Hicri 1371den 30-40 sene sonra yani Hicri 1401-1411 ( Miladi 1981- 1991) yıllarında inkarcı felsefe ile mücadeleye başlayacağını belirtmiştir.
Hicri 1371 + 30 = Hicri 1401 = Miladi 1981
icri 1371 + 40 = Hicri 1411 = Miladi 1991
Bediüzzaman aynı şekilde öleceği tarihi, ölümünden bir süre sonra kendi mezarının yıkılacağını ve ayrıca bu olayın 1921 yılında gerçekleşeceğini de Eddai isimli şiir ile detaylı olarak bildirmiştir. (Sözler, 635)
Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içinde Saidden yetmiş dokuz emvat (ölüler) bâ-âsam (günahlar ile) âlâma (elemler). Sekseninci olmuştur, mezara bir mezar taş. Beraber ağlıyor hüsrân-ı İslâma. (sıkıntı çeken İslama) Mezar taşımla pür-emvat (ceset dolu) enindar (inleyen) o mezârımla Revânım sâha-i ukba-yı ferdâma. (yürüyorum gelecek olan ahiret hayatıma) Yakinim var ki (kesinlikle eminim ki): İstikbal semâvatı zemin-i Asya (Asya Kıtası, geleceğin aydınlığı) Bâhem olur teslim, yed-i beyza-yı İslâma. (İslamın aydınlık ve dost eline birlikte teslim olur,) Zira yemin-i yümn-i imandır (çünkü İmandan gelen kuvvet ve bereket) Verir emn-ü eman ile enâma (İnsanlara güven ve huzur verir)...
Said Nursi, bu şiirinde işaret ettiği gibi, Hicri 1379 yılında vefat etmiştir. Yine şiirinde belirttiği gibi ölümünden bir süre sonra, yani Hicri 1380 yılında mezarı yıkılmış ve mübarek bedeni başka bir yere nakledilmiştir.
|
Neredeyse yarım asır önce yaşamış olmasına rağmen Bediüzzamanın günümüze bakan ve gerçekleşeceğini ümit ettiğini bildirdiği birçok olay vardır. Eserlerinde, dünya üzerinde yaşanacak olan siyasi gelişmeler, İslam aleminin geleceği ve çeşitli ülkelerin karşı karşıya kalacakları bazı durumlarla ilgili önemli detaylar vermiştir. |
Buradaki örneklerin dışında Bediüzzaman Said Nursinin eserlerinde vermiş olduğu geleceğe yönelik işaretler de doğru çıkmıştır. Kuşkusuz ki tüm bunlar Allahın rahmetiyle gerçekleşen mucizevi olaylardır. Dolayısıyla Allahın üstün bir ilimle desteklediği böyle mübarek, akıl ve ilim sahibi bir şahsın gelecekle ilgili olarak vermiş olduğu diğer bilgilerin de dikkatle incelenmesi ve araştırılması gerekir. Özellikle de tüm Müslümanlara bir rahmet olarak ahir zamanda geleceği müjdelenen Hz. Mehdiye yönelik bilgilerin ve işaretlerin büyük bir şevk ve heyecanla takip edilmesi son derece önemlidir.
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ KERAMET SAHİBİYDİ
Bediüzzaman Said Nursi, hicri 13. asrın Müceddidi olarak (insanları dinin özüne yönlendiren görevlendirilmiş alimler), İslama yaptığı hizmet ve Müslümanlara gösterdiği ışık, bir güneş gibi parlak, nurlu ve geleceği de aydınlatan özelliktedir. Eserlerindeki hikmetli üslup ve anlatım çarpıcılığı ile İslamın hakikatlerinin, akıllara ve vicdanlara yerleşmesine vesile olmuştur. Tüm hayatı boyunca sadece ve sadece İslamın ve Müslümanların meselelerini kendine mesele etmiş, hiçbir zaman kendi ihtiyaçlarını, isteklerini ve nefsini düşünmemiştir. Son derece ihlaslı ve hamiyetli oluşundan ve Allahın onu müceddid olarak asrında görevli bir şahıs kılmış olmasından ötürü, veli ahlaklı ve kerametler sahibi bir insan olmuştur. O kendisinde tecelli eden kerametlerin bir kısmını ortaya koymakta bir sakınca görmemiştir, çünkü onları kendisinden bilmemiştir.
|
Bediüzzaman, çok genç yaştan itibaren hal ve hareket tarzı, ihlası ve İslami sorumluluk anlayışıyla çevresindeki herkes tarafından fark edilmiştir ve o yaşlardan itibaren üzerinde kerametler oluşmaya başlamıştır. |
Onlar bana ait değil ve o kerametlere sahib olmak benim haddim değil. Kuranın manevi mucizelerinin bir ışıltısı, parıltısı olarak ki hakiki bir tefsiri olan (gerçek bir açıklaması olan) Risâle-i Nurda kerametler şeklini alarak, takipçilerinin manevi güçlerini desteklemek için Allahın ikramları biçimindedir. İkram ise, izharı (anlatılması) belirtilmesi bir şükürdür, caizdir (mümkündür), hem makbuldür. (Şualar, 554)
Yukarıda da görüldüğü gibi, Kuran hizmetine ve Risale-i Nurlara yönelttiği bu kerametler, her ne kadar Üstadın söylediği doğru olsa da yine de kendi üzerinde tecelli eden kerametlerdir ve bunlar da onun ne kadar mübarek bir alim olduğunu gösteren delillerden biridir. Bu kerametlerden bazıları ise şu şekildedir:
Demir Kelepçelerin Namaz için Açılması
Molla Said çok genç yaşta iken siyasî hayata atılır, vatan ve millete hizmete başlar. İlk hayat-ı siyasiyesi (siyaset hayatına) Mardinde başlamıştır. Bunun üzerine bir sorumlunun kahretme amaçlı uygulamasıyla, elleri bağlı, muhafız nezaretinde Bitlise nakledildi. Jandarmalarla yolda giderken namaz vakti gelir. Namaz kılmak için, kelepçelerin açılmasını jandarmalara ihtar (hatırlatır) eder. Jandarmalar kabul etmeyince, demir kelepçeleri bir mendil gibi açarak önlerine atar. Jandarmalar, bu hali keramet addedip (mucize olarak görüp) hayretler içinde kalırlar. Teslimiyetle, rica ve istirham (özür dileyerek) ile: Biz şimdiye kadar muhafızınız idik, bundan sonra hizmetçiniziz! derler. Bir gün Bediüzzamana soruldu: Kelepçeyi nasıl açtın? Dedi: Ben de bilmem. Fakat olsa olsa namazın kerametidir. (Tarihçe-i Hayat, 42)
Risale-i Nurun Yazılışı da Kerametle Doludur
Bediüzzaman Said Nursinin hayatının her dönemi zorluklar içinde geçmiştir. Sürgünde geçen günler, zorluk ve baskı ortamları samimi bir kalple Allaha tevekkül eden Üstadın hayatının bir parçası haline gelmişti. Bu zorluk ortamında dahi Risalei Nurun yazılması bütün hızıyla devam etmiştir. Risalei Nur kaleme dökülürken yaşanan olağanüstü hadiseleri Üstad Tarihçe-i Hayatta şu şekilde anlatmıştır:
Sözler adındaki Kuranın ışıltılarında üç keramet-i Kurâniyeyi (üç Kuran mucizesini) hissediyorduk. Sizler dahi, gayret ve şevkinizle bir dördüncüsünü ilâve ettirdiniz. Bunlardan biri; Yazılmasındaki fevkalâde kolaylık ve sürattir. Hattâ beş parça olan On Dokuzuncu Mektub iki üç günde ve her günde üç dört saat zarfında toplamı on iki saat eder- kitabsız, dağda, bağda telif (yazıldı) edildi. Otuzuncu Söz; hastalıklı bir zamanda, beş altı saatte telif edildi. Yirmi Sekizinci Söz olan Cennet bahsi bir veya iki saatte, Süleymanın Dere Bahçesinde telif edildi. Ben ve Tevfik ile Süleyman, bu sürate hayrette kaldık.. (Tarihçe-i Hayat, 177)
Hayatını zorluklar içinde geçirmesine rağmen, Kuran ahlakından taviz vermeyen her anını İslam ahlakının yayılması için harcayan, fedakarlığı, akılcılığı, şefkati ve tutarlılığı ile sadece kendi dönemine değil kendinden sonraki dönemlere de ışık tutmuştur.
SONUÇ
Bediüzzaman 23 Mart 1960 yılında Hakkın rahmetine kavuşana kadar bütün ömrünü insanları Allaha imana ve Kuran ahlakını yaşamaya davet ederek geçirmiştir. Bu uğurda çok fazla eziyet görmüş, ancak o yaşadığı hayattan her zaman razı olmuş ve her geçen gün Allaha daha büyük bir sevgiyle bağlanmıştır. Gerek hayatta iken, gerek vefatından sonra, milyonlarca insanın İslam ahlakını yaşamasına vesile olmuş, kendisinden sonra geleceğini söylediği ahir zaman şahıslarından Hz. Mehdi ve Hz. İsa ile de inananları müjdelemiştir. Bediüzzamanın hayatını yakından bilmek ve öğrenmek, Allaha olan derin sevginin insana nasıl bir ahlak kazandırdığını görebilmek için çok önemli bir fırsattır. Bu nedenle her Müslüman Üstadın yaşamını bilmeli ve verdiği mücadeleyi öğrenmelidir. | |